|
hazanwrote:
selam can dostum nasılsın:)
Nov. 9
|
|
|
Basri KALENDERwrote:
بسم الله الرحمن الرحيم
السلام عليكم ورحمة الله وبركاته سُوۡرَةُ إبراهیم بِسۡمِ اللهِ الرَّحۡمٰنِ الرَّحِيۡمِ وَجَعَلُوۡا لِلّٰهِ اَنۡدَادًا لِّيُـضِلُّوۡا عَنۡ سَبِيۡلِهٖؕ قُلۡ تَمَتَّعُوۡا فَاِنَّ مَصِيۡرَكُمۡ اِلَى النَّارِ ﴿۳۰﴾ قُلْ لِّـعِبَادِىَ الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡا يُقِيۡمُوا الصَّلٰوةَ وَيُنۡفِقُوۡا مِمَّا رَزَقۡنٰهُمۡ سِرًّا وَّعَلَانِيَةً مِّنۡ قَبۡلِ اَنۡ يَّاۡتِىَ يَوۡمٌ لَّا بَيۡعٌ فِيۡهِ وَلَا خِلٰلٌ ﴿۳۱﴾ اَللّٰهُ الَّذِىۡ خَلَقَ السَّمٰوٰتِ وَالۡاَرۡضَ وَاَنۡزَلَ مِنَ السَّمَآءِ مَآءً فَاَخۡرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرٰتِ رِزۡقًا لَّـكُمۡ ۚ وَسَخَّرَ لَـكُمُ الۡـفُلۡكَ لِتَجۡرِىَ فِى الۡبَحۡرِ بِاَمۡرِهٖۚ وَسَخَّرَ لَـكُمُ الۡاَنۡهٰرَۚ ﴿۳۲﴾ وَسَخَّرَ لَـكُمُ الشَّمۡسَ وَالۡقَمَرَ دَآٮِٕبَيۡنِۚ وَسَخَّرَ لَـكُمُ الَّيۡلَ وَالنَّهَارَۚ ﴿۳۳﴾ Ibrahim Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla (İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O`na ortaklar koştular. De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir. (30) İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alış-veriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli açık harcasınlar. (31) (O öyle lütufkâr) Allah`tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı. (32) Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi. (33) صدق الله العظيم Ibrahim In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful And they set up rivals to Allâh, to mislead (men) from His Path! Say: "Enjoy (your brief life)! But certainly, your destination is the (Hell) Fire!" (30) Say (O Muhammad SAW) to 'Ibâdî (My slaves) who have believed, that they should perform As-Salât (Iqâmat-as-Salât), and spend in charity out of the sustenance We have given them, secretly and openly, before the coming of a Day on which there will be neither mutual bargaining nor befriending. (31) Allâh is He Who has created the heavens and the earth and sends down water (rain) from the sky, and thereby brought forth fruits as provision for you; and He has made the ships to be of service to you, that they may sail through the sea by His Command; and He has made rivers (also) to be of service to you. (32) And He has made the sun and the moon, both constantly pursuing their courses, to be of service to you; and He has made the night and the day, to be of service to you. (33) صدق الله العظيم Give You...
Oct. 31
|
|
|
Bir Akıl Tutulması Devrinde Yaşıyoruz
İradeler kaybolmuş, zorlukların içinde, Samimiyet arama muhabbet yarım ağız. Bugün insan olarak varlıkların içinde, Farkımızı ortaya koymaktan çok uzağız. Felç olmuş gibi sanki kupkuru his dünyamız , Kan gözyaşı içinde kıvranmak öngörümüz, Sinelerimiz aşksız , yılan çıyan yuvamız, Hani Yunus sevgimiz, Mevlana hoşgörümüz. İnsanca davranmayı unutmuş halimiz var, Kin, nefret sermayemiz tek varımız yoğumuz , Bugün sevgi adına zehirli dilimiz var , Hislerin güdümünde yaşıyoruz çoğumuz. Farklı düşünenleri kendimize benzetmek, Gücümüz yetenlerin hep tepesine çıkmak, Öteki olanlara baskı yapıp alt etmek , Akla-mantığa rağmen can yakıp gönül yıkmak. Yıllar varki mazlumlar, mağdurlar diyarında , İşlene gelen vahşet, vahşilerinkine denk , Ümitler soldurulmuş bu gün, hatta yarında, Dünyada sürer gider, ölümden beter bir cenk. Varoluş gayemizle köprüler yıkık, anlar, Hiç bir şey yapamadan ızdırap içindeyiz, Çığlığa dönüşüyor içimize akanlar, Yolların mecnunları neden de, niçindeyiz. Hiddetlenen köpüren kalpler karanlık kuyu , Düşünmeden söylenen sözler selâmı keser, Duyulan ahlar değil, zâlimlerin hayhuyu, Kalmamış çoğumuzda insani ruhtan eser. Hafakanlar içinde azdırdık ağrıları, Ümranlarla beraber yıkılıp, şaşıyoruz. Unutmuşuz evrensel, ilâhi çağrıları, Bir Akıl tutulması devrinde yaşıyoruz... Özcan İŞLER
Oct. 20
|
|
|
Eyup Altunsoywrote:
DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent BÂKİLER yavuzbulent.bakiler@tg.com.tr 30 Ağustos 2009 Pazar-Türkiye Gazetesi Kürt konusunu üç devletle de görüşsek Kürt konusu için İçişleri Bakanımız hem siyasî partilerimizin temsilcileriyle, hem de sivil teşkilatlarımızla görüşüyor. Bence bu çalışmalarda bir büyük noksanlık var: Konuya tam bir açıklık getirmek için, Sayın bakanımız, başta Ahmet Türk ve Emine Ayna olmak üzere, Demokratik Toplum Partisinin diğer ileri gelenlerini yanına alarak doğru Ermenistan’a gitmeli. Kürt isteklerini birer birer açıkladıktan sonra onlara sormalı: -Sizin bu konuda geleceğe ait düşünceleriniz nedir? Ermenistan Başbakanı, Cumhurbaşkanı diyeceklerdir ki: -”Bu konuda, bizim gizlimiz - saklımız yoktur. Biz, bütün dünya milletleri önünde, görüşlerimizi çok kesin cümlelerle ortaya koyuyoruz. Öyle yuvarlak cümlelerle değil açık açık ortaya koyuyoruz: Doğu ve Güneydoğu Anadolu, işgâl edilmiş Ermeni toprağıdır. Büyük Ermenistan, Türkiye işgâlindeki 15 şehrin kurtarılmasından, Ermenistan’a katılmasından sonra kurulacaktır!” -Bahsettiğiniz bu 15 şehri isim isim sayar mısınız? -”Elbette: Ağrı - Kars - Van - Hakkâri - Siirt - Mardin - Urfa - Muş - Bitlis - Diyarbakır - Erzurum - Elazığ - Malatya - Sivas - Batman... Bu şehirler, bizim topraklarımız üzerindedir. Kürtler, boşuna heveslenmesinler. O şehirleri kimselere bırakmayız!” -Nüfusumuz 4 milyon, doğru. Ama bizim arkamızda koskoca bir Rusya var. Biz elli bin kişilik Rus ordusuyla birlikte, sekiz milyonluk Azerbaycan topraklarının %20’sini vurup almadık mı? Biz, Kürtlerle karşı karşıya kaldığımız zaman görürsünüz neticeyi!..” Heyetimiz Ermenistan’dan ayrılıp, doğru İsrail’e gitmeli ve yetkililere sormalı: -Siz bu Kürt meselesi için ne düşünüyorsunuz? -”Bu konuda ne düşündüğümüzü, İsrail devletinin resmî bayrağıyla bütün dünya milletlerine ilan ettik. İşte, beyaz zeminli bayrağımızda iki mavi şerit var. Üstteki mavi şerit Fırat Nehrini, alttaki ise, Nil Nehrini temsil ediyor. Kürtler de, Ermeniler de boşuna heveslenmesinler. Çünkü Fırat’tan Nil Nehrine kadar olan topraklar, Tevrat’la bize vaat edilmiştir. Bizim Arz-ı Mevut dâvâmız dolayısıyla, Fırat’tan Nil’e kadar uzayan topraklar bizim müstakbel ülkemizdir. Oraları kimselere vermeyiz. Yahudi ırkından başka, oralarda kimseyi yaşatmayız!” Heyetimiz İsrail’den ayrılıp, doğru ABD’ye uçmalı. Adamlar bize mutlaka şöyle cevap vereceklerdir: -”Yahu! Siz ne garip adamlarsınız? Bizim Büyük Ortadoğu Projemizi bilmiyor musunuz? (BOP). Haydi sağır kulaklarınıza bir daha bağıralım: Bizim gelecekteki Büyük Orta Doğu projemizde, ne Kürdistan, ne Ermenistan vardır. Biz orada sadece büyük İsrail devletini düşünüyoruz, İsrail’i, İsrail’i! Anladınız mı? Amerikadan Mektup Ayşe Göktürk Tunceroğlu ayse.tunceroglu@tg.com.tr 31 Ağustos 2009 Pazartesi Türkiye Gazetesi Benim de söyleyecek bir şeyim var Ortada savrulan kelimeler iki gruba ayrılıyor: 1-Hain, hıyanet, ihanet, namert, namussuz, haysiyetsiz, şerefsiz, alçak... 2-Kardeşlik, sevgi, birlik, dirlik, beraberlik, gözyaşı, huzur, barış... Arada kaldık! Konuşanlar, yazanlar demokratik açılım diyorlar, kendini ifade edebilmek diyorlar, kimliğin tanınması diyorlar, kültürel haklar diyorlar, özgürlük diyorlar... Yuvarlak lâflar... Mücerred ifadeler, isterseniz “soyut” deyin... “Açın şu ifadeleri” diyor sunucular da, seyirciler de, dinleyiciler de, yazarlar da, okuyucular da. “Sıralayın isteklerinizi, madde madde söyleyin.” Karşılıklı bir ağız dalaşı... Derken tam söyleyeceklerinde, tam müşahhasa, somuta geçeceklerinde programlar sona eriyor, sütunlar doluyor. Yine kalıyoruz baş başa: Demokratik açılım, kendini ifade edebilmek, kimliğin tanınması, kültürel haklar, Kürtlerin özgürleşmesi... Anlamıyorum. Ülkede bir demokrasi eksikliği varsa bütün ülkede vardır. Doğu’ya, Batı’ya, Güney’e, Kuzey’e ayrı hukuklar mı uygulanıyor? Kürt vatandaşlarımızın eksikliğini çektikleri nedir? “Ekonomik kalkınma, gençlere iş, evlere aş...” demeyin. Yani PKK yıllardır bunun için mi kan döküyor? Bu mesele başka bölgelerimizde de var ve ülkenin top yekun kalkınma meselesi. Güneydoğu’da seyahat özgürlüğü mü kısıtlı, başka bir yere yerleşme özgürlüğü mü? Hayır. En batı şehirlerimizde bile sere serpe yerleşmişler, iş kurmuşlardır. Okuma, yazma özgürlüğü mü yok? Hayır, var. Üniversiteye giriş formları doldurulurken etnik köken hânesi var da, oraya “Kürt” yazılınca bazı okullara alınmıyorlar mı? Hayır, öyle bir şey yok! “Üniversiteye girmeleri kolay değil ki, eğitimde fırsat eşitliği mi var?” derseniz, devlet okullarının durumu hiçbir yerde iç açıcı değil! İstanbul’un varoşlarındaki 60 kişilik sınıfta da kaliteli eğitim yok. Bu Kürt meselesi değil, memleketin eğitim meselesi. Yani PKK bu eğitim meselesini halletmek için mi yıllardır kan döküyor? Kürt asıllı vatandaşlarımız memur, bürokrat, milletvekili, bakan, tüccar, sanayici, gazeteci, sanatçı... olamıyor mu? Oluyor. Batı’da olup da Doğu’da olmayan nedir? Doğu’nun iki dezavantajı var: Kışların çok soğuk geçtiği iklim, bir de feodal yapı. “Muhatabımız İmralı’daki adam değil” deniyor. Ama muhatap alınan parti öyle demiyor. Terör örgütünün başı muhatap alınmalıdır diye bağırıyorlar. Bunu bağırıp duranlarla nasıl, nereye açılacağız? Yol haritası oradan geliyor! O haritada terör örgütünün tasfiyesi yok, terörist kelimesi bile yok! Bedeli ne olursa olsun... İyi de, bedelini ya bütün memleket öderse?
Sept. 1
|
|
|
Kırmızı Gülwrote:
isyanımın efkarındayım içimde söküp atamadığım karanlık yağmurlar yağıyor gönlüme her damla bir parçamı götüryor kalbimden sessiz sedasız köşeme çekiliyorum anlamsız bir hüzün boş yere üzülüyorum ağlamak fayda getirirmi mutsuzluğuma bilmiyorum bir şarkı belki unutturur bana yanlızlığımı sevdasız bir kalp artık dayanamaz bu hayata kendime tükendiğimi söyledim bugün varsın başkaları beni mutlu sansın aynada gözlerim bana yalan söylemez kendi benliğinden çıkmış birsürü adam yalan aşkların esiri olmuş birsürü kadın gerçekleri siz yok ettiniz masallardaki aşkı bitirdiniz şimdi gülün ağlanacak halinize ne sen gerçek aşıksın bu zamanda nede sevilecek sevgilisin bunların arasında kayboldum dünya sana mı isyan edeyim yoksa zamana mı? güçlü olmaktan artık yoruldum vermeye kıyamadığım sevgimin yükü ağır taşıyamıyor bu sevgiyi yüreğim ya öldür artık beni yada al içimdeki bu kahreden sevgiyi. sevmesini bilmeyenlere itafen yazılmıştır.
Aug. 30
|